Emeğin Sesi
Emek verilmemiş her şey, aslında en başından eksik doğar.
Bir çiçeği düşün…
Onu sadece toprağa koymak yetmez; anlamak gerekir.
Ne zaman su ister,
Ne kadar güneşe ihtiyaç duyar,
Hangi rüzgâr ona iyi gelir…
Bunları bilmeden, yalnızca “orada duruyor” diye var saydığın bir çiçek,
aslında yavaş yavaş yok olmaya başlar.
İnsan ilişkileri de bundan farklı değildir.
Sevgi, çoğu zaman kendiliğinden var olan bir duygu gibi görülür.
Oysa sevgi, en çok emek isteyen duygudur.
Zaman ayırmadığın,
Dinlemediğin,
Anlamaya çalışmadığın bir insanla arandaki bağ;
ilk başta güçlü gibi görünse de
içten içe kurur.
Çünkü sevgi, sadece hissetmek değil,
göstermektir.
İlgiyle,
Sabırla,
Ve bazen fedakârlıkla beslenir.
Birine “önemlisin” demek kolaydır.
Asıl zor olan, o önemi hissettirmektir.
Orada olmak…
Zor zamanlarında yanında kalmak…
İşte bunlar emek ister.
Emek verilmediğinde sevgi sessizce geri çekilir.
Gürültü yapmaz.
Hesap sormaz.
Sadece eksilir.
Tıpkı susuz bırakılmış bir çiçek gibi…
Önce yaprakları solar,
Sonra eğilir
Ve en sonunda, kimsenin fark etmediği bir anda hayatını kaybeder.
İnsan bazen kaybettikten sonra anlar.
“Zaten seviyordum,” der.
Oysa sevgi, içte saklı kaldığında karşı tarafa ulaşmaz.
Söylenmeyen sözler,
Gösterilmeyen ilgi,
Ertelenen zaman…
Hepsi sevginin toprağını kurutur.
Ve bir gün,
Ne kadar istersen iste,
O çiçeği eski hâline getiremezsin.
Bu yüzden sevgi ertelenecek bir şey değildir.
İlgi beklerken susan,
Kırılırken belli etmeyen insanlar da
bir noktada tükenir.
Sen hâlâ her şey yerli yerinde sanırken,
aslında çoktan solmuş bir bağın içinde kalmış olabilirsin.
Unutma;
Sevgi, yaşatıldıkça vardır.
Emek verilmedikçe değil, verildikçe büyür.
Ve her çiçek gibi,
her kalp de ancak gerçekten bakıldığında açar.