Kendini Bulmak
Kendini bulmak, çoğu zaman sanıldığı gibi düşünerek ulaşılabilecek bir sonuç değildir. İnsan, kim olduğunu uzun uzun düşünerek değil; yaşayarak, deneyerek, hata yaparak ve yeniden ayağa kalkarak keşfeder. Çünkü insanın gerçek kimliği düşüncelerinin içinde değil, attığı adımların içinde görünür.
Hayatın belki de en büyük uğraşıdır insanın kendini araması. Dener, yanılır, değişir ve sonunda kabule geçer. Zamanla anlar insan; hangi şeylerin ruhuna iyi geldiğini, hangi durumların içini daralttığını…
Yaşadıkça, yaptıkça ve keşfettikçe kendi doğasını tanımaya başlar.
Oysa insan doğası tek bir hâlden ibaret değildir. Mevsimler gibi değişir, hava gibi dönüşür. Bazen güneşli bir gün kadar aydınlık, bazen kapalı bir gökyüzü kadar kararsızdır. Çoğu zaman hiç yanılmayacağını zanneder insan. Fakat en büyük yanılgıyı yaşadığı anda fark eder; büyük sözlerin, kesin yargıların ve iddialı cümlelerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu.
Bir başka yanılgı da sahip olduklarımızın kalıcı olduğuna inanmak olur. İnsan, elindeki her şeyin olduğu gibi kalacağını düşünür. Oysa kaybettikçe öğrenir hayatın en sade gerçeğini: Her şey geçicidir. Ve bir gün anlar ki sahip olduğunu sandığı şeylerin çoğu, zamanın içinden geçip giden gölgelerden ibarettir.
Sevgi de bazen böyle bir yolculuktur. İnsan sevdiği kalpte uzun bir yol yürüdüğünü zanneder. Oysa bir gün o yol biter. Ve o zaman fark eder ki yürüdüğü yol aslında başkasına değil, kendi hayatına aittir. Diğerleri ise bu yolculukta yalnızca bir süreliğine eşlik eden yol arkadaşlarıdır.
İnsan büyümek için çabalar. Okur, öğrenir, bir meslek edinir, bir hayat kurar. Emek verir, yorulur, hayaller kurar. Ama bazen bir gün gelir ve insan, kurduğunu sandığı hayatın bile değişebildiğini görür. İşte o zaman anlar ki hayatın değişmeyen tek gerçeği yine değişimin kendisidir.
Yaşadığı her şey…
Yaşattığı duygular…
Hayatına giren ve çıkan insanlar…
Yaptığı hatalar, yaptığı iyilikler ve “iyi ki”leri…
Hepsi insanın kendini arama hikâyesinin parçalarıdır. İnsan bütün bunların içinden geçerken aslında tek bir sorunun peşindedir: “Ben kimim, ne istiyorum ve beni gerçekten mutlu eden şey nedir?”
Ve belki de en sade gerçeği bir gün fark eder insan:
Hayat, büyük cevapların değil; küçük anların birikimidir.
Geriye dönüp baktığında görür ki yaşadıkları bir sonuca değil, bir hikâyeye dönüşmüştür.
Ve o hikâye…
Zamanla insanın kalbinde biriken, sayfaları yavaş yavaş dolan derin bir anı defteridir.
Hoşça kalın