Anahtar
Kapılar ve Sırlar
Dünya, birbiri içinde binlerce kapısı olan, her kapının ardında binlerce sır barındıran ve o sırlara ulaşmak için de türlü türlü anahtarların denendiği bir yer... Zaman zaman kapıların hemen açıldığı, zaman zaman da yanlış anahtar–yanlış kapı kullanımından kaynaklı o kapıların açılmadığı, açılamadığı sırlı bir diyar.
Anahtar ne sihirli bir kelime, değil mi?
Yeri gelir bir alet olur, kapıları, kilitleri açar. Yeri gelir bir davranış olur; kilitlenmiş, çözülmesi gereken bir meseleyi çözer. Kimi zaman sihirli bir söz olur; en sırlı hazinelerin haritası, defineye ulaşmanın pusulası ve dahi o definenin anahtarı olur.
Kimi zaman da Allah’a yakınlaşmanın vesilesi olur; kelâmın, davranışın her türlü hikmet kapısının keşşâfı (keşfedicisi) olur. Allah ona öyle bir anlam yükler ki insanlığa bir rehber olarak gönderdiği Kitâb-ı Kebîr’in miftâhı (anahtarı) olur. Fâtiha sayesinde kitabın kilidi, hitâbın kilidi, îcâzın kilidi, belâgatın kilidi açılır. Ayrıca gönül kilidi, hikmet kilidi, ubudiyet kilidi gibi daha nice kilitli sırlar açılır ve derinliklerdeki inci mercanlar ortaya saçılır... Saçılır da bizleri keşfedilmesi gereken nice mânâ denizinde yüzdürür.
İnsan ve Anahtar
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maddî-manevî her şeyin hem kapısı hem de her müşkülatı çözen, insanı yaratılış gayesine ulaştıran en kıymetli anahtarıdır.
Peygamberlerin hayatlarındaki hikmetler, numûne-i imtisal (örnek şahsiyet) oluşları... Evet, hepsi bir kapı ve aynı zamanda insanların çözemediği en girift, kilitli şeylerin de anahtarı mesabesindedir.
Öyle ki bazen tarihe mühür vurmuş yüce şahsiyetler hem kapı hem de anahtar olmuşlardır. Örneğin; Hz. Ali (r.a.) ilmin kapısıdır ama aynı zamanda Hayber’in kapısını açan anahtardır. Selâhattin Eyyûbî cesaretin, şecaatin kapısıdır ve aynı zamanda Kudüs’ün anahtarıdır. Fatih Sultan Mehmet Han; kudret ve zaferin kapısıdır ama Peygamber’in müjdelediği İstanbul’un fetih anahtarıdır. Mustafa Kemal Atatürk; ilm-i siyasetin, ilm-i harbiyenin kapısıdır, bunun yanında modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş anahtarıdır.
Hayatın Kapıları
Kâinattaki hiçbir şey başıboş ve vazifesiz değildir. Sözlere, kavramlara da vazifeler yüklenmiştir. Allah, hiçbir şeyden habersiz olan insanoğluna, ilk insan Âdem Peygamber’e (Aleyhisselâm) eşyanın sırrını, isimleri, sözü, kelâmı öğretmiştir. O da (Aleyhisselâm) böylece her şeyin künhüne vâkıf olabilmiştir. İşte insanlığa ait kilidin ilk anahtarı da orada kullanılmıştır.
O, yeri gelir öyle tılsımlı bir kelime olur ki adeta varoluşumuzun pek çok katmanına dokunan bir metafor hâline gelir. İşte asıl mesele, bu metaforu yerli yerince kullanabilmek ve açılması gereken kapıları zorlayabilmektir. Aslında insan hayatı, açılması gereken pek çok kapıyla örülüdür. Bazen huzura açılan bir kapı, bazen başarıya giden yollar ve bazen de anlam arayışının derin dehlizleri... Bunların hepsi ayrı bir anahtar ister.
Öyle ki huzura açılan bir kapı için sabır anahtarına ihtiyaç vardır. Sabırla yol alan, hayatın dişlilerini onunla halledenler, karşısına çıkan hadiseye hikmet gömleği giydirenler, teennî (ileriyi düşünerek acelesiz iş görme) ile hareket edenler huzura ermiş olacaklardır. Bir hadis-i şerifte, “Teennî Rahmân’dan, acele ise şeytandandır” (Tirmizî) buyrulmuştur.
Başarıya giden yolların anahtarı da farklı olabilir. Sabır anahtarı orada da vazifesini görür ancak tek başına yeterli değildir. Bu sefer; cesaret anahtarı, disiplin anahtarı, kararlılık, plan-program anahtarları devreye girer. Bu anahtarları zamanında ve bilinçli kullananlar er ya da geç mutlaka başarıya ulaşmışlardır. Başarıya ulaşamamanın istisnası ise ya anahtar hiç kullanılmamıştır ya yanlış deliğe sokulmuştur ya da anahtarın dişlerinde bir sorun vardır.
Anlam arayışının derin dehlizlerinde de bambaşka anahtarlara ihtiyaç duyulabilir. Yukarıda saymış olduğumuz anahtarlar buralarda da kullanılacağı gibi; araştırmacı ruh anahtarı, merak anahtarı, dikkat, tefekkür anahtarı gibi anahtarlar mânâ denizinin kilitlerini açmaya ve o dehlizlerdeki hazinelere ulaşmaya yardımcı olabilir. İlim erbabı şahsiyetlerin, ediplerin, şairlerin ve daha nice söz sultanlarının bu anahtarları kullanarak eserler ortaya koyduğu yadsınamaz ve bilinen bir gerçektir.
Tabii ki her anahtar her kapıyı açmaz. Her anahtarı bilinçli ve yerli yerince kullanmak, kapıların, kilitlerin açılması için önemlidir. Yanlış kapı, yanlış kilit ve yanlış anahtar... Burada mutlaka bir çilingire ihtiyaç duyulur. O da o hususta mahir bir çilingir ise belki kapının açılmasına, kilidin, şifrenin çözülmesine yardımcı olabilir.
Kalbin Kapısı
Bu kapıların ve anahtarların içerisinde en karmaşık olanı da kalbe dair hususlar olsa gerektir. İnsanın en karmaşık kapıları dış dünyada değil, kendi içindedir. Kırgınlıklar, korkular, hayal kırıklıkları... Bunların her biri kalbin kapılarını ağırlaştıran kilitlerdir.
Bu kapıları açan anahtarlar ise gözle görülmez. Bazen bir dua, bazen içten bir pişmanlık, bazen de sessiz bir kabulleniş... İnsan, kalbinin kilitlerini açtıkça hafifler. Ve belki de ilk kez gerçekten “açılır.”
Son Söz
Günümüz dünyasında anahtar kavramı daha da genişlemiştir. Artık sadece kapılar değil; sistemler, veriler ve imkânlar da anahtarlarla açılır. Bilgiye erişim bir anahtardır. Teknolojiye hâkimiyet başka bir anahtar... Ekonomik güç, sosyal çevre, hatta zaman... Bunların her biri ayrı bir kapıyı açar ya da kapalı tutar.
Bu noktada kritik bir soru şu olsa gerek: Anahtara sahip olmak mı daha önemlidir, yoksa hangi kapının açılmaya değer olduğunu bilmek mi?
Çünkü her açılan kapı, insanı doğru yere götürmez.
Bir anahtar bazen bir kapıyı açar. Bazen bir hatırayı... Bazen de sır küpü olan insanın kendisini.
İnsan çoğu zaman dış dünyada anahtar arar. Daha fazla bilgi, daha fazla imkân, daha fazla güç... Oysa en önemli kapılar, insanın kendi iç dünyasında saklıdır.
Belki de mesele, yeni anahtarlar bulmak değil; zaten sahip olduğumuz anahtarların farkına varmaktır.
Ve belki de en büyük keşif şudur: İnsan, açmaya çalıştığı kapının aslında kendisi olduğunu anladığında, bütün anahtarlar anlamını değiştirir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne atfedilen mısrada;
“Sığmam dedi Hakk, arz u semâya
Kenzen bilindi dîl madeninden”
derken asıl kilidin ve anahtarın nerede olduğuna işaret ediyor.
Muhabbetle…
Mesut Çalışkan
YazarYolunuz açık olsun, çokca yüreğe dokunmanız dileğimle.
Elinize yüreğinize sağlık.
Yazında mesele yeni anahtar bulmak değil, sahip olduğumuz anahtarları farkına varmak acaba bizim arkadaşla bu bayram farkındalığın farkındalar mı bence değil dünya hayatı o kadar meşgul etmiştir ki ne söylesen nafile vesselam