bilgi@hayatpenceresi.com

14 Nisan 2026

Bahar

İnanç & Maneviyat Amine Çalışkan Amine Çalışkan
07 Nisan 2026
142
Yorum Yap
4 Dakika
Bahar
Paylaş
Aa

Bâtında Uyanan Sır

Zâhirde açan her bahar, bâtında saklı bir hakikatin perdesini aralar. Lâkin o perde, her göze değil; ancak basîret ile bakan gönüllere açılır. Çünkü sır, kelâm ile değil; hâl ile idrak olunur. Ve her idrak, kulun kendi iç âleminde çıktığı bir seyr ü sülûkun menzilidir.

Kalpte uyanan bu sır, ansızın gelmez... Evvelâ sükût ister. Gürültüden arınmış bir derûn, dünya telaşından sıyrılmış bir nazar... Zira Hak, en çok sessizlikte tecellî eder. O an insan, kendi varlığının ağırlığını değil; hiçliğinin letafetini hissetmeye başlar. İşte bu, fenânın eşiğidir.

Nefis, bu uyanışa kolay razı olmaz. Çünkü her sır, nefsin bir perdesini yırtar. Her hakikat, onun kurduğu bir vehmi bozar. Bu yüzden kul, bazen kendine yabancılaşır; bazen kendi içinde bir gurbet hisseder. Lâkin bilmez ki bu gurbet, aslında asıl vatana yakınlıktır.

Kalpte yankılanan her tefekkür, bir zikre dönüşür. Dil susar, kalp konuşur. Ve o konuşma, kelimelere sığmaz. Bu hâl, zikr-i hafînin en latif mertebesidir. Kul artık dışarıda değil; kendi içinde aramaya başlar. Ve her arayış, onu biraz daha hakikate yaklaştırır.

Bir an gelir ki kul, kendi varlığını dahi bir perde olarak görür. “Ben” dediği her şey, bir bir çözülür. İşte o çözülüşte hakiki bir doğuş gizlidir. Çünkü bekâ, fenânın rahminde doğar.

Artık bahar sadece dışarıda değil; kulun kalbinde açar. Çiçekler toprakta değil; idrakte neşv ü nemâ bulur. Ve o an kul anlar ki:
Hakikat, uzakta aranacak bir menzil değil; uyanmayı bekleyen bir sırdır.

Sîrette Açan Bahar

“Açan da O’dur, açtıran da... Kalbe baharı getiren de yine O...”

İlkbahar, zâhirde bir mevsimdir amma hakikatte kalbin ba‘sü ba‘de’l-mevt sırrına mazhar oluşudur. Güneşin sızışı, sıradan bir ışık değil; sanki nûr-u İlâhînin kalp hücrelerine ince ince nüfûz edişidir. Ağaçlar ve çiçekler yalnızca kış uykusundan uyanmaz; her biri esmâ tecellîlerinin sessiz bir zikrine durur. Bir türkü fısıldanır ki o türkü, aslında ruhun ezel bezminden kalma bir “Elest” sedâsıdır. İşte o an, yüreğin kapısını çalan şey sadece bahar değil; derûnî bir tefekkür-i mevt ve hayat hâlidir.

Bir kış geçti... Lâkin bu kış, takvim yapraklarında değil; kalbin en üryân mâbedlerinde hüküm sürdü. O mâbed ki bazen dergâh-ı ilâhîye açılan bir mihrap, bazen de nefsin karanlık dehlizlerine düşen bir gurbet oldu. Üşüdü yürek; çünkü hicrân ateşiyle yanan, soğuğu da harâret sayar. Acıdı; zira her pişmanlık, kalpte bir tevbe kıvılcımı doğurur. Defalarca yıkıldı belki; lâkin her yıkılışta fenâdan bekâya doğru bir adım gizliydi.

Umutsuzluk dahi ona uğradı; fakat o, ye’si küfre komşu bilen bir idrakle ümidin ipini bırakmadı. Yorulmadı; çünkü aşk ile yürüyen için yol, menzilin kendisidir. Küsmedi; zira küsmek, Hakk’ın takdirine rızâsızlık kokar. Ve incinmedi... İşte en derin sır burada saklıdır. Çünkü incinmek sûrete aksederse kalp kendi kışına mahkûm olurdu. O ise sîretini letâfet-i rûhiyye ile muhafaza etti; zira vazifesi vardı: insanlığa bir cemâl aynası olmak.

Kışa söylenen sözler aslında onun kalbine değildi; bilakis insanın kendi içindeki soğuğa idi. “Soğuk, sevimsiz” diye anılan her şey, belki de nefsin perdelerinden ibaretti. Zira hakikatte kış, toprağın sabrıdır; sabır ise velâyetin ilk kapısıdır. “Çiçekler kışın açmaz” denildi; oysa hakikat ehli bilir ki kışta açan çiçek sabırdır, teslimiyettir, rızâdır.

O, sevdi... Öyle bir sevdi ki bu sevgi bazen yaktı. Lâkin bu yanış, nâr-ı mecâzî değil; nâr-ı aşk-ı hakikî idi. Sunduğu sayısız nimet, aslında kendi varlığından değil; onda tecellî eden Rezzâk isminin cilvesinden idi. Renk renk çiçekler, kuşların nağmesi, göğün sıcak daveti... Hepsi bir tesbihât-ı kevniyye hâlinde yankılandı.

Seher vakti esen yel, misk ü amber kokusuyla değil; zikr-i hafînin letâfetiyle doluydu. O tebessüm ki yankılandı, aslında bir kahkaha değil; kalbin derinliklerinden yükselen bir şükrân nağmesi idi. Lâkin kimse görmedi... Çünkü gözler sûrete meftundu; sîrete nüfûz edemedi. Bir çiçeğe müptelâ gönüller, onu kimin açtırdığını sormakla yetindi; oysa suâlin cevabı her dem tekrar eden bir sırdı:
“Açan da O, açtıran da O, seyreden de O...”

İşte bahar, sadece bir mevsim değil; kulun kendi içindeki kıştan Hakk’a doğru yürüyüşünün adıdır.

Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim.

 

 
Paylaş:
Amine Çalışkan
YAZAR HAKKINDA

Amine Çalışkan

Yazar
Sakarya doğumlu olan Amine Çalışkan, aslen Karadenizlidir. Uzun yıllar boyunca yöneticilik ve müdürlük gibi çeşitli görevler almıştır. Unutulmaz anılar biriktirdiği kız öğrenci yurdu bu görevlerinden biridir. Yazmaya küçük yaşlarda başlayan Amine Çal...
Tüm İçerikleri
BU YAZAR/ŞAİRE AİT SON 5 İÇERİK
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yapın
isimli kullanıcıya yanıt veriyorsunuz.