Mana Menzilinde Kırık Bir Gönül
Dünya denilen bu geçici handa insanın en büyük yanılgısı, sevgiyi beşerin sığ gölgesinde aramasıdır.
Bizler, karşıdan gelen bir tebessümü vaha zanneder, ruhumuzu o boşluğa pervasızca bırakırız. Oysa hakikat ehli bilir ki; insan, insana en büyük gurbettir.
Yaşadığımız o derin hüzün, ruhun üzerindeki dünya tozlarını silkeleyen bir rüzgârdır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî buyurur ki: "Bir yerin varsa, orayı ancak kırarak açabilirsin." Kalbiniz kırılıyorsa üzülmeyin; mülk sahibi, kendi sarayını imar etmek için önce orayı yıkar.
Bu dünyada çekilen acı, ruhun kirini pasını alan bir "seyr ü sülûk" makamıdır. Buğulu camlar aralandıkça insan, eşyayı değil, eşyanın ardındaki Sanatkâr'ı görmeye başlar.
Emek verdiğiniz, ruhunuzu önüne serdiğiniz insanların sizi yarı yolda bırakması, aslında ilahî bir "celâl" tecellisidir. Kader, sizi o sahte dayanaklardan kopararak tek gerçek sığınağa, yani Allah'ın huzuruna iter.
Sizi yargılayanlar, kalbinizi hiçe sayanlar aslında sizi kendi hapishanelerinden azat etmişlerdir.
Şeyh Şadi-i Şirazi'nin dediği gibi: "İnsanlardan vefa bekleme; onlar fıtratları gereği rüzgârın estiği yöne dönerler." Bazen "değmezdi" dediğimiz noktada aslında nefsimizin bir yanılgısını kurban edip hakikatin eşiğine adım atıyoruz. Beşerin ilgisini "sevgi" sanmak, serabı su zannetmektir. O boşluğa düştüğünüz an aslında Rabb'in sizi kendi yanına çekmek için açtığı bir kucaktır.
Gönül yıkanların, emeği zayi edenlerin ve yargı dağıtanların hükmü, mülkün asıl sahibine aittir.
Tasavvuf neşvesinde "incitmemek" bir kural, "incinmemek" ise bir makamdır. Ancak bu, adaletin tecelli etmeyeceği anlamına gelmez.
"Mazlumun ahı, tahtından indirir şahı." Allah, kendi nurundan bir parça olan insan kalbinin (Beytullah) yıkılmasına rıza göstermez. Onların hükmü, kendi içsel karanlıklarında boğulmak ve hakikatten mahrum kalmaktır. Siz ise bu fırtınadan hafiflemiş, zihnen durulmuş ve Allah ile ünsiyet kurmuş olarak çıkarsınız.
Bırakın sizi anlamasınlar, bırakın emeğinizi çiğnesinler. Altın, ateşin içinde yandıkça saflaşır; insan, kalbi kırıldıkça "insan" olur. Yalnız kalmak aslında Allah ile baş başa kalmanın (halvet der encümen) bir başlangıcıdır. Şimdi o buğulu camlar silindiğine göre artık dünyaya daha yüksek bir yerden, "mana" penceresinden bakma vaktidir.
Gönül penceremden sızan derin sitemi ve acı içinde kıvranan ruhumun sancısını mürekkebe döktüm. Buyursunlar...
VUSLATIN KIRIK BASAMAĞI
Beşer sığlığında bir vaha sandık,
Meğer serapmış, boşluğa kandık.
Vefa beklerken cefaya bandık,
Yıkılan gönülde Hak tecelli eder.
Buğulu camlardan baktık dünyaya,
Dalmışız gafletle derin rüyaya.
Acı bir kırbaçtır, benzer kimyaya;
Yandıkça bu ruh, kirden azat gider.
Emek ki zayidir nankör elinde,
Hicran yarasıdır sükût dilinde.
Savrulup dururken nefis yelinde,
Yalnızlık dediğin, Hakk'a sefer eder.
Yargılayan diller, kalbi kıranlar,
Menzil-i manada hesap soranlar,
Kendi kuyusunda nefes yoranlar;
Mülkün Sahibi'ne bir cevap gider.
Hafifledi zihnim, bedenim duru,
Gözümden çekildi dünyanın nuru.
Sildikçe o yaşlar kibri, gururu;
Kul bittiği yerde, Allah'a gider.