Ruhun Kadim İmtihanı
Sabır, yalnızca bir tahammül perdesi değil; gönül sarayının her bir taşını hasretle dizmektir. Hz. Yakub'un o meşhur "Sabrun Cemîl" nidâsı aslında bir teslimiyet beyannamesidir. Şikayeti halktan kesip Hakk'a yöneltmek, acıyı bir inci gibi yürekte büyütmektir. Kelimelerin yetmediği yerde sükût, en büyük belagat olur.
Gönül evini Beytü'l-Ahzen'e çeviren her ruh aslında orada kendi içindeki Yusuf'u, yani o saklı cevheri aramaktadır. Kuyunun karanlığı, sarayın ihtişamına gebedir; ancak bu doğum için Yakubî bir bekleyiş elzemdir.
Hakiki sabır, mesafeleri ortadan kaldıran bir ferasettir. Daha gömlek yola çıkmadan Kenan ellerinde o rayihayı duymak, akıl ile değil, aşk ile mümkündür.
Sabırla cilalanmış bir ruh, eşyanın arkasındaki gizli nakışı görmeye başlar. Gözlerin beyazlaşması, fani olanın silinip baki olanın tecelli etmesidir. Vuslat vuku bulduğunda Yakub'un (a.s.) gözlerine inen nur sadece evladın cemali değil; o çileli yolun sonunda ulaşılan Rıza Makamı'nın aydınlığıdır.
Züleyha'nın serüveni, nefsin o dar dehlizlerinden geçip ruhun hürriyetine kavuşma hikayesidir. O, Yusuf'ta fani oldukça, asıl güzelliğin sahibine rücu etmiştir. Sabır burada bir potadır; ham olanı pişirir, yananı ise nura gark eder.
Muradına nail olmak; sadece istenen şeye kavuşmak değil, o şeye kavuşacak liyakati sabırla inşa etmektir. Zira hakiki murat, Yusuf'un gömleğinde değil, o gömleği mucize kılan kudretin idrakindedir.
MENZİL-İ MANA ÜSLUBUYLA
Kenan ilinde hüzün, her bir nefes bir âhtır,
Sabr-ı Cemil dediğin, vuslata şahittir.
Kuyu derin, karanlık; lakin içinde nur var,
Yusuf'u sultan eden, o çileli sabahtır.
Gözü kapandı pirin, gönlü açıldı lakin,
Menzil-i Mana yolu, aşka çıkan bir rahtır. (Raht: Yol, yöntem)
Gömlek kokusu geldi, koptu perdeler bir bir,
Sabreden derviş için, Hak en büyük felahtır.